İçeriğe atla

Bohem

Mart 6, 2009

Şehir, insanlardan önce uyanır. Eğer insanlar koşuşturmaya başlamadan önce kalkar, sokağa çıkarsanız şehrin asıl yüzünü, günün en büyülü zamanını görebilirsiniz. Belki de yarın, şehrin huzurunu bozmak pahasına, onun kendine ayırdığı zamanı çalmak pahasına bu büyüyü tatmalısınız…

Buz gibi güz havasını ciğerlerine çekti. Ankara’nın en çok bu halini seviyordu. Güvenlik caddesinden aşağıya yürüdü, askerlerin henüz toplamadığı kuru yaprakları dağıtarak. Kulakları çıtırdayan yapraklarla şenlendi. Gün içerisinde vasat bir memura benzeyen Ankara, ona çok farklı gözüküyordu şimdi. Yaşanabilir olmuştu şehir, hatta sevilebilir…

Meclis Parkı’na vardığında betondan banklara oturdu. Bir önceki gece sefa sürmüş fakir takımının artıklarını fark etti. Kalktı ve ezilmiş bira kutularını çöpe attı. Bir diğer banka takıldı gözü. Belki de dün akşam burada, sevişebilecek yerleri olmayan bir çift, ufak kaçamaklarını gerçekleştirmişti. Kim bilir…

Adımları Kızılay’a yöneldiğinde açlık, doldurulması gereken bir midesi olduğunu hatırlattı. Cebindeki bozuklukları çıkardı; 1,75. Gülümsedi, son parasını karnını doyurmaya harcayabilirdi. Nasılsa arkasındaki çanta okunacak kitap doluydu. Atatürk Bulvarı’ndaki üçgen prizma’dan akan suların donduğunu fark etti. Durup fotoğrafını çekmek istedi, ama bir fotoğraf makinesi yoktu. Görüntüyü zihnine kazımakla yetindi. Altgeçitten karşıya, Orman Bakanlığının arkasındaki yoldan ise Olgunlar’a geçti. Şehrin büyüsünün solmaya başladığını fark etmişti. Bu yüzden aceleci adımlarla oradan oraya koşturan, gözleri uykudan ya da uykusuzluktan şiş insanları görünce şaşırmadı. Yelken Büfe’ye gidip bir sosisli istedi, düzensiz beslenmesinin yaşlanınca sorun yaratacağını düşünerek…

Hayatı besleyenler, diğer insanların iyiliği için çalışanlar uyanmışlardı ve işlerinin başındaydılar. Ama şehrin geri kalanı yataklarından yeni yeni kalkıyordu. Önünde 230 Beytepe Öğrenci Kampüsü yazan otobüse binerken, yarım saat sonra oluşacak devasa sırayı ve hayatları boyunca sıra beklemek zorunda kalacak zavallı öğrencileri, insanları düşündü. İnsanoğlunun kendi için biçtiği kadere lanet okudu, kısa bir an için sosyalist düşünceler geçti aklından. Sonra omzunu silkti. Her zamanki gibi kitabını çantasından çıkardı. Gözleri kağıdın üzerinde kayarken zihninde tek bir cümle belirdi:

Sen okumazsan, ben okumazsam nasıl çıkar yeni yazarlar piyasaya…

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.